Otellerimizin pencerelerinden her gün baktığımız Galata Kulesi'ni herkes tanır — ama çoğu ziyaretçi, bu taş silindirin yedi yüzyıl boyunca kaç farklı hayat yaşadığını bilmez. Gözetleme kulesi olarak doğdu; hapishane oldu, rasathane oldu, yangın kulesi oldu. İşte manzaranın arkasındaki hikâye.
"İsa'nın Kulesi" olarak doğdu
Kule, 1348-1349 yıllarında Ceneviz surlarıyla birlikte bir gözetleme kulesi olarak inşa edildi. Cenevizliler ona "İsa'nın Kulesi" diyordu; ama zaman, kuleye bulunduğu semtin adını verdi. Galata o dönemde kendi valisi olan bir Ceneviz kolonisiydi — İstanbul'un fethinde bölgenin anahtarını Fatih Sultan Mehmet'e teslim eden Cenevizliler, karşılığında özel statülerini korudular.
Mahkumlar ve yıldızlar
Osmanlı döneminde kulenin kaderi sürekli değişti. Kanuni devrinde, Kasımpaşa Tersanesi'nde çalıştırılan mahkûm işçiler için hapishane olarak kullanıldı. On altıncı yüzyılın sonunda ise bambaşka bir hayata geçti: müneccimbaşı Takiyüddin Efendi kuleyi bir rasathaneye çevirdi. Galata'nın tepesinden yıldızları izleyen bu gözlemevi, dönemin en iddialı bilim girişimlerindendi — ta ki III. Murat tarafından kapatılana kadar. Rasathane kapanınca kule yeniden hapishaneye döndü. Bu geçmiş öyle gerçekti ki, 1960'larda kule turizme açılmak üzere restore edilirken zindan bölümlerinde kafatasları ve insan kemikleri bulundu.
Şehri yangından koruyan göz
Ahşap İstanbul'un en büyük düşmanı yangındı ve şehir, en yüksek noktalarından birini nöbete dikti: Galata Kulesi, yüzyıllar boyunca yangın gözetleme kulesi olarak da çalıştı. İronik olan, kulenin kendisinin de yangınlardan payını almasıydı — 1794 ve 1832 yangınlarında büyük bölümü yok oldu, her seferinde yeniden ayağa kaldırıldı ve bugün bildiğimiz külah biçimli çatısına kavuştu. 1875'te bir fırtına o külahı yerinden uçurdu; kule neredeyse doksan yıl külahsız bekledi ve ancak 1964 restorasyonunda bugünkü silüetine geri döndü. Yani dedelerimizin gördüğü Galata Kulesi, bizimkinden farklı bir şapka takıyordu.
Kuleden görünen bir inşaat: Barnathan
1880'li yıllarda İstanbul'un en ünlü fotoğrafçılarından Sebah & Joaillier, kulenin tepesinden bir panorama çekti. O karede, tarihin güzel bir tesadüfü saklıdır: Barnathan Apartmanları'nın tamamlanmış ilk bölümü ve henüz inşaat hâlindeki ikinci kısmı, kulenin gözünden görünür. Kule ile Barnathan o günden beri birbirine bakar — bugün Barnathan Garden'da kahvaltı ederken kuleyi gören misafirlerimiz, aslında 140 yıllık bir bakışmanın son hâlini yaşıyor.
Bugün
Kule bugün ziyarete açık; tepesindeki seyir katından Haliç, Boğaz ve tarihi yarımada tek karede izlenebiliyor. Bizim önerimiz şu: kuleye çıkmadan önce ya da indikten sonra çevresindeki sokaklarda yürüyün. Çünkü bu semtte manzara yalnızca yukarıda değil — Barnathan'ın taşa işli tarihlerinde, Tünel'in yeraltı yolculuğunda ve yedi yüzyıllık kitabelerde, aşağıda da devam ediyor.
Kaynak: "Barnathan Apartmanları" (Çiğdem Oğuz, Nar Yatırım, 2016). Kule manzaralı bir konaklama için: Meroddi Barnathan →


