Meroddi Barnathan'da bir odada uyuduğunuzda, ayaklarınızın birkaç kat altından bir asırdan uzun süredir aynı yolculuğu yapan bir tren geçer. Ne bir şehir efsanesi ne de pazarlama cümlesi: Londra'dan sonra dünyanın en eski ikinci metrosu olan Tünel, 1875'ten beri tam olarak binamızın altından işler. Üstelik işin en güzel yanı şudur — metro otelin altından geçmiyor; otel, metronun üstüne kurulmuş.
Surların içinde bir şehir, yokuşun iki ucunda iki hayat
Hikâyeyi anlamak için 19. yüzyıl ortasının Galata'sına dönmek gerekir. Bugün tek bir semt gibi gezdiğimiz Galata ile Pera, o tarihlerde birbirinden ayrı iki dünyaydı. Ceneviz döneminden kalma surlar hâlâ ayaktaydı ve 1853 yılında bile sur kapıları, tıpkı beş yüzyıl önce olduğu gibi geceleri kapatılıyordu. Gün batımından sonra elinizde fenersiz sokağa çıkmanız yasaktı.
Aşağıda, limanın çevresinde Galata vardı: bankerler, tüccarlar, gemiciler, dünyanın dört bir yanından gelen mallar. Yukarıda, tepede ise Pera: elçilikler, pasajlar, Avrupai vitrinler. İkisinin arasında ise dik ve yorucu bir yokuş — her gün binlerce insanın işine, evine, limana inip çıktığı, yağmurda çamura kesen bir güzergâh.
Bir Fransız mühendisin fikri
1867'de İstanbul'a gelen Fransız mühendis Eugène Henri Gavand, bu insan selini ve yokuşun çilesini gördü. Çözümü radikaldi: tepenin içinden, yerin altından bir demiryolu. Gavand projesini 1872'ye kadar geliştirdi, Sultan Abdülaziz'i ikna etmeyi başardı ve adı bugün bile insanı gülümseten bir şirket kurdu: The Metropolitan Railway of Constantinople, from Galata to Pera.
Tünel, 1875 yılında hizmete girdi. Londra metrosundan sadece on iki yıl sonra — Paris'ten, New York'tan, Budapeşte'den önce. Osmanlı başkenti, yerin altında yolcu taşıyan dünyadaki ikinci şehir olmuştu. Hat yalnızca 573 metreydi ama taşıdığı fikir büyüktü: şehir, kendi coğrafyasına teslim olmak zorunda değildi.
Önce tünel geldi, sonra Barnathan
Şimdi hikâyenin bizi ilgilendiren kısmına gelelim. Tünel açıldığında, üzerindeki yamaçta Barnathan Apartmanları henüz yoktu. Galata'nın zenginleşen, kalabalıklaşan ve surlarından kurtulan bu yeni döneminde apartman fikri de şehre yeni yeni giriyordu. Barnathan ailesi, iki bloğu 1892 ve 1893'te tamamlanan büyük kira apartmanını işte bu dönüşümün tam ortasına inşa ettirdi — girişlerindeki taşlara hem miladi hem Musevi takvimiyle tarih düşerek.
Yani sıralama şöyledir: önce yerin altındaki tren, sonra üstündeki bina. Barnathan'ın ilk sakinleri — doktorlar, Osmanlı Bankası çalışanları, Şark Demiryolları görevlileri — daha ilk günden, bugün bizim "metroya sıfır konum" diye tarif edeceğimiz bir ayrıcalıkla yaşadılar. Aradan yüz otuz yıl geçti; tren hâlâ aynı güzergâhta, bina hâlâ aynı yerinde.
Bugün denemek isterseniz
Tünel bugün de Karaköy ile Beyoğlu arasında çalışıyor ve yolculuk yalnızca birkaç dakika sürüyor. Meroddi Barnathan'dan çıkıp birkaç adımda üst istasyona ulaşabilir, dünyanın en kısa ve en eski ikinci metrosuyla Karaköy'e inip Galata Köprüsü'ne yürüyebilirsiniz. Dönüşte yokuşu tırmanmak istemeyenler için de aynı tren, yüz elli yıldır yaptığı işi yapmaya devam ediyor.
Ve gece odanıza döndüğünüzde, son seferini yapan trenin derinlerden geçtiği o anı bilerek uyumak — İstanbul'da başka hiçbir otelin sunamayacağı türden, sessiz bir ayrıcalık.
Bu yazıdaki tarihî bilgiler, Nar Yatırım'ın katkılarıyla yayımlanan "Barnathan Apartmanları" (Çiğdem Oğuz, 2016) kitabından derlenmiştir. Binanın hikâyesinin tamamını merak ediyorsanız, Meroddi Barnathan sayfamıza göz atabilir ya da resepsiyonumuzda kitabın kendisini inceleyebilirsiniz.



